NE KADAR BİLİYORUZ
ACABA ?
Günümüz Türkiye’sinde herkesin
diline dolanan, göğsünü gere gere kendisinde fazlasıyla mevcut bir şekilde
bulunduğunu söyleyip de ne olduğu hakkında bilgisi olmayan kavram:Namus
Namus kavramı, Antik çağda yasa, gelenek
görenek, töre anlamında kullanılan ‘nomos’ teriminin Arapçalaşmış şeklidir.
Antik çağda toplumun ahlak
kurallarını ortaya koyan bir tözdür. Bu terim her dönem geçerli olan a priorik
bir kavramdır; ülkelere, bölgelere, kültürlere göre değişim göstermektedir.
Diğer ülkelerde olduğu gibi
Türkiye de, ahlak kurallarına bağlılık, doğruluk, erdemli olmak gibi anlamlarla
karşılık bulmakta.
Nasıl ki ülkeler arasında farklı
şekillerde anlamlandırılmışsa, bir ülke içerisinde de farklı şekillerde
anlamlandırılmakta/yorumlanmaktadır. Türkiye gibi doğu toplumlarına
baktığımızda bu farklılık kültürlere, kültürlerin zihin yapılarına, norm ve
gelenek-göreneklerine göre şekillenmektedir.
Kavram, Türkiye toplumunda ahlaki
yapıdan, normlardan çok cinselliği çağrıştımaktadır; böyle bir algının
oluşmasında etkili olan en büyük etken ise kadını ikinci planda tutan ataerkil
sistemdir. Ataerkil sistemde namus kavramı var olan zihniyete göre
şekillenmiştir. Kavramı daha çok kadın ve kadın bedeni üzerinden
açıklamaktadırlar. Bu durum Doğu topluluklarında çok sert bir şekilde
karşılanmakta olup Batıya doğru gidildikçe daha bir ılımlılaşmakta. Çoğu
araştırmacı bu farklılığı eğitim ile açıklamakta; eğitimsizlik veya doğru bir
şekilde verilmeyen eğitimden dolayı bu anlayış Doğu topluluklarında katı bir
şekilde karşılanmakta.
Burada eğitimin eksikliğinden
bahsedebiliriz ama böyle bir algının oluşmasında etkili olan iki büyük etken
bulunmakta: kültür ve dini inanç. Bu iki kavramdan dolayı ataeril topluluklar
namusu çok sert bir şekilde karşılar ve kadın bedeni üzerinden yorumlar. Bu
sistemde erkekler, kendilerini kadınları korumak, kontrol altında tutmakla
mükellef olduklarını söylemekte ve onları bir mal olarak görmekte; kendi malım
kendi namusum, onu kaybedersem insan içine çıkmam, bir kere elden gitti mi bir
daha geri gelmez gibi bir algı bulunmakta.
Namusu, bir nevi damga olarak
görmekteler. Bundan dolayı bir korku sarmaktadır onları, ‘namussuz’ damgasını
yemekten korkarlar. Bu damgayı da ancak kadınlar o kültürün normlarına ters gelen bir şeyi yaptığı zaman yer. Ne de
olsa erkeklik konusunda namus olmaz dimi(!)
Onlara göre namuslu kadın;
kocasına hizmet eden, evinde oturup çocuklarına bakan, örtülü, eteğin altında
eşofman giyen (!), vücut hatlarını göstermeyen kıyafetler giyer vs. Aksi bir
davranışta bulunan veya bu özellikleri taşımayan kadın namussuz mu olur?
Her zaman kadın ve cinsellik
üzerinden açıklanmaktadır. Şu bir gerçek ki namus ne kadın ne de cinselliktir.
Bu kavram üzerinde söylenen bir çok
fikir bulunmakta. Şöyle bir bakacak olursak, Atina demokrasisinin temellerini
attığı kabul edilen devlet adamı Solon ‘ Bir
insan bahtından ziyade namus ve doğruluğuna bel bağlamalıdır.’, İngiliz tarihçi
Thomas Fuller ‘Namuslu kişiler ne aydınlıktan nede karanlıktan korkarlar.’ , dünyanın en seçkin dram
yazarı olan W. Shakespeare ise ‘Namus görünmez bir cevherdir,
çok kere ona sahip olmayanlar sahipmiş gibi görünürler.’ demiştir. Namus kavramı gerek düşünürlerin sözlerinde gerekse bilimsel
açıklamalarda geçtiği gibi kadın ve cinsellikten bahsedilmemektedir.
Görüldüğü gibi
namus, kadın veya erkek değil; doğruluktur, erdemli olmaktır, ahlaklı insandır.
Yani şöyle oluyor, kimse kimsenin namusu değildir. Özellikle de kadın erkeğin
namusu değildir!
Kaynakça:
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder