4 Haziran 2016 Cumartesi

NE KADAR BİLİYORUZ ACABA ?

Günümüz Türkiye’sinde herkesin diline dolanan, göğsünü gere gere kendisinde fazlasıyla mevcut bir şekilde bulunduğunu söyleyip de ne olduğu hakkında bilgisi olmayan kavram:Namus
       Namus kavramı, Antik çağda yasa, gelenek görenek, töre anlamında kullanılan ‘nomos’ teriminin Arapçalaşmış şeklidir.
Antik çağda toplumun ahlak kurallarını ortaya koyan bir tözdür. Bu terim her dönem geçerli olan a priorik bir kavramdır; ülkelere, bölgelere, kültürlere göre değişim göstermektedir.
Diğer ülkelerde olduğu gibi Türkiye de, ahlak kurallarına bağlılık, doğruluk, erdemli olmak gibi anlamlarla karşılık bulmakta.
Nasıl ki ülkeler arasında farklı şekillerde anlamlandırılmışsa, bir ülke içerisinde de farklı şekillerde anlamlandırılmakta/yorumlanmaktadır. Türkiye gibi doğu toplumlarına baktığımızda bu farklılık kültürlere, kültürlerin zihin yapılarına, norm ve gelenek-göreneklerine göre şekillenmektedir.
Kavram, Türkiye toplumunda ahlaki yapıdan, normlardan çok cinselliği çağrıştımaktadır; böyle bir algının oluşmasında etkili olan en büyük etken ise kadını ikinci planda tutan ataerkil sistemdir. Ataerkil sistemde namus kavramı var olan zihniyete göre şekillenmiştir. Kavramı daha çok kadın ve kadın bedeni üzerinden açıklamaktadırlar. Bu durum Doğu topluluklarında çok sert bir şekilde karşılanmakta olup Batıya doğru gidildikçe daha bir ılımlılaşmakta. Çoğu araştırmacı bu farklılığı eğitim ile açıklamakta; eğitimsizlik veya doğru bir şekilde verilmeyen eğitimden dolayı bu anlayış Doğu topluluklarında katı bir şekilde karşılanmakta.
Burada eğitimin eksikliğinden bahsedebiliriz ama böyle bir algının oluşmasında etkili olan iki büyük etken bulunmakta: kültür ve dini inanç. Bu iki kavramdan dolayı ataeril topluluklar namusu çok sert bir şekilde karşılar ve kadın bedeni üzerinden yorumlar. Bu sistemde erkekler, kendilerini kadınları korumak, kontrol altında tutmakla mükellef olduklarını söylemekte ve onları bir mal olarak görmekte; kendi malım kendi namusum, onu kaybedersem insan içine çıkmam, bir kere elden gitti mi bir daha geri gelmez gibi bir algı bulunmakta.
Namusu, bir nevi damga olarak görmekteler. Bundan dolayı bir korku sarmaktadır onları, ‘namussuz’ damgasını yemekten korkarlar. Bu damgayı da ancak kadınlar o kültürün normlarına  ters gelen bir şeyi yaptığı zaman yer. Ne de olsa erkeklik konusunda namus olmaz dimi(!)
Onlara göre namuslu kadın; kocasına hizmet eden, evinde oturup çocuklarına bakan, örtülü, eteğin altında eşofman giyen (!), vücut hatlarını göstermeyen kıyafetler giyer vs. Aksi bir davranışta bulunan veya bu özellikleri taşımayan kadın namussuz mu olur?
Her zaman kadın ve cinsellik üzerinden açıklanmaktadır. Şu bir gerçek ki namus ne kadın ne de cinselliktir. Bu kavram üzerinde  söylenen bir çok fikir bulunmakta. Şöyle bir bakacak olursak, Atina demokrasisinin temellerini attığı kabul edilen devlet adamı Solon Bir insan bahtından ziyade namus ve doğruluğuna bel bağlamalıdır.’, İngiliz tarihçi Thomas Fuller ‘Namuslu kişiler ne aydınlıktan nede karanlıktan korkarlar.’ , dünyanın en seçkin dram yazarı olan W. Shakespeare ise ‘Namus görünmez bir cevherdir, çok kere ona sahip olmayanlar sahipmiş gibi görünürler.’  demiştir. Namus kavramı gerek düşünürlerin sözlerinde gerekse bilimsel açıklamalarda geçtiği gibi kadın ve cinsellikten bahsedilmemektedir.
Görüldüğü gibi namus, kadın veya erkek değil; doğruluktur, erdemli olmaktır, ahlaklı insandır. Yani şöyle oluyor, kimse kimsenin namusu değildir. Özellikle de kadın erkeğin namusu değildir!
 





Kaynakça:

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder